Uyku problemi

Ocak 8th, 2009 by admin

Uyku problemlerinizi, nefes hareketleriyle ve bazı alışkanlıklarınızı değişiktirerek yenmeniz mümkün.
Endişe ve uyku iyi bir ikili değildir. Endişe duyulacak herhangi bir durumla karşılaşınca bütün gün kendilerini yorgun ve kötü hisseden insanların sayıları gün geçtikçe çoğalıyor. Bunun nedenlerinin başında ise endişe kaynaklı uyku problemleri geliyor.

Bazı değişiklikler yapıp, uyku problemlerinizin hayatınızı kötü yönde etkilemese bir son vermenin zamanı geldi. Finlandiya’da bulunan bir araştırma enstitüsü tarafından, 5 yıldır sürdürülen bir araştırma, yaşadıkları stresli olaylar nedeniyle endişe problemi yaşayan insanların, bu olaylar bittikten en az 6 ay sonra bile uyku problemleri yaşadıklarını ortaya koydu.

Oxford Üniversitesi’nin geçen yıl yayınlamış olduğu bir rapora göre, uykuya geçmek için güzel şeyler hayal etmek oldukça etkili oluyor. Fakat ilk olarak zihninizi ve bedeninizi rahatlatmanız gerekiyor.

Aşağıdaki adımları uygulayarak zihninizi ve bedeninizi rahat bir uyku için hazırlayabilirsiniz.

1. YORGUN OLDUĞUNUZDAN EMİN OLUN
Koşup oynayan bir çocuk, bütün gün hareketsiz bir şekilde bilgisayar oyunu oynayan çocuklara göre daha kolay uykuya dalacaktır. Yetişkinler için de bu kural geçerlidir. Araştırmalara göre, düzenli yapılan egzersizler, endişeyi ve depresyonu önler ve uyumanıza yardımcı olur. Bu egzersizleri planlamak zorunda değilsiniz. Hareketli bir yürüyüş, bahçeyle biraz ilgilenmek, yüzmek ya da bisiklete binmek kendinizi yeterince yorgun hissettirebileceği için yararlı olacaklardır.

2. UYKU ODANIZI YARATIN

Sessiz ve huzurlu bir ortama ihtiyacınız var. Televizyonlar ve bilgisayarlar uykuya dalmanızda size yardımcı olmazlar. Onları yatak odanızın dışında tutun. Yatak odanız için, örttüğünüzde odayı karanlık yapacak perde ya da güneşlikler seçin. Eğer rahat değilse, yatağınızı da daha iyi bir yatakla değiştirin.

3. ENDİŞELERİNİZLE BAŞA ÇIKIN

Yatmaya gitmeden önce, endişe duyduğunuz konulardan konuşmamaya özen gösterin. Bu konulardan konuşmak yerine, kitap okumak, hafif müzik dinlemek ya da sıcak bir banyo yapmak gibi rahatlatıcı aktivitelerde bulunun.

4. ERKEN KALKIN

Alarmını daha erken bir saate kurun. Araştırmalar gösteriyor ki, sürekli olarak olması gerekenden yarım saat erken kalkmak uyku bozukluklarının iyileştirilmesinde yardımcı oluyor.

5. YATAĞA GİTMEDEN ÖNCE UZAK DURMANIZ GEREKEN ŞEYLER

Yatağa gitmeden en az beş saat önce kafein alımını kesin.
1 ya da 2 kadeh şaraptan daha fazlasını içmeyin.
Nikotin alımından uzak durun. Buna nikotin bandı ve nikotin sakızları da dahil.
Gece yarısı haberleri ya da aksiyon ve korku filmlerini yatağa gitmeden önce izlemeyin.

Bütün bu adımları uyguladıktan sonra kendinizi yatağınıza bırakın. Gözlerinizi kapatın. Rahatlamaya bir kaç derin nefes alarak başlayın. Daha sonra vücudunuzu kısa ve uzun hareketlerle gerin. Kaslarınızı gerin ve bu gerginliği önce yüzünüzde, boyun ve omuzlarınızda tutun. Daha sonra, göğüs bölgenizde, sırtınızda, karnınızda, kollarınızda, ellerinizde ve parmaklarınızda bu gerginliği hissetmeye çalışın.Bütün bu germe hareketlerinden sonra vücudunuzu rahatlamaya bırakın.

Nefes alıp verirken nasıl nefes aldığınızı hissetmeye çalışın. Her nefes verişinizde rahatladığınızı hissetmeye çalışın. Nefesinizi yeterince hissettiğinize inanıyorsanız, tam anlamıyla rahat olacağınızı düşündüğünüz bir yerin hayalini kurun. Belki bir tatil, belki sevdiğiniz bir oda belki de bulunmak istediğiniz herhangi bir yer… Kendinizi hayalini kurduğunuz o yerde uzanmış, sakin, güvende ve son derece rahat hissetmeye çalışın. Daha sonra almış olduğunuz her nefeste daha rahatlamış olduğunuzu görecek ve istediğiniz zaman uykuya dalabileceksiniz.

Kategori: Sağlık Konuları | Yorum Yok »

Fazla Düşünmeyin

Ocak 3rd, 2009 by admin

Kanada’da yapılan yeni bir araştırma, fazla düşünmenin şişmanlatabileceğini ortaya koydu.

Kanada’nın Quebec kentindeki Laval üniversitesinde yapılan araştırmaya göre, düşünmenin yarattığı stres çok yemeye yol açıyor. Araştırmada, 14 öğrencinin, kendilerine verilen 3 ödevi yerine getirdikten sonra gıda tüketimleri ölçüldü.

Öğrencilerden ilk ödev olarak oturarak rahatlamaları istendi. İkinci ödevde bir metni okumaları ve sonra özetlemeleri istenen öğrencilerden son ödevlerinde bilgisayarda hafıza ve dikkat gerektiren testleri yapmaları istendi. 45 dakika süren her faaliyetten sonra öğrenciler açık büfeye davet edildi.

Zihinsel faaliyetlerde daha az enerji harcanmasına rağmen yapılan ölçümlerde öğrencilerin, okuma ve özet çıkarmadan sonra 203′ten fazla, bilgisayar testlerinden sonra da 253′ten fazla kalori aldıkları tespit edildi. Oturarak rahatlama ödevindeki kalori alımının ise diğerlerine göre az olduğu belirlendi.

Ödevlerden önce ve sonra ve ödev sırasında öğrencilerden alınan kan örnekleri de, zihinsel çalışmanın glikoz ve insülin seviyelerinde büyük dalgalanmalara yol açtığını ortaya koydu.

Araştırmanın baş yazarlarından Jean-Philippe Chaput, bu dalgalanmaların zihinsel çalışma stresinin ya da glikoz yakma sırasındaki biyolojik adaptasyonun sonucu olabileceğini belirtti. Chaput, vücudun bu dalgalanmalara, beynin kullandığı tek yakıt olan glikoz dengesini yeniden sağlamak amacıyla acıkmakla tepki verdiğini kaydetti.

Kategori: Egzersiz | Yorum Yok »

Maden suyunun yararları

Ocak 3rd, 2009 by admin

Maden suları dünyada ilk çağlardan bu yana sağlık amacıyla kullanılıyor. Ancak ülkemizde yeterince bilinmediği için hazmı kolaylaştırıcı bir ürün olarak biliniyor.Beslenme ve Diyet Uzmanı Turgay Köse, maden sularının tansiyonu artırıcı, mideyi tembelliğe alıştıran bir ürün gibi gösterilmiş, öncelikle kadınlar ve çocuklar tarafından hiç tercih edilmemesi gereken bir içecek gibi gösterildiğini belirterek, aslında içerdiği karbondioksit gazı sebebi ile hazmı kolaylaştırdığı gibi mide bulantısını da engellediğini kaydetti. Turgay Köse, cildi güzelleştirici etkisinin de bulunduğunu vurgulayarak, maden suyu ile ilgili soruları yanıtladı.

Maden Suyu ile Soda Arasındaki Fark Nedir?
Maden suyu, içerdiği tüm mineraller ve karbondioksit gazı ile birlikte yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar ve tamamen “doğaldır”. Soda ise, içilebilir özellikteki suya yapay mineraller ve karbondioksit gazı eklenerek elde edilen ve tamamen “yapay” olan bir içecektir. Yapay minerallerin vücuda katkıları sınırlıdır. Her ikisi de mideyi rahatlatma özelliğine sahiptir, ancak sodanın bundan başka hiçbir işlevi yoktur. Oysa maden suyu aynı zamanda doğal bir mineral deposudur. Dolayısıyla aradaki fark şu şekilde yorumlanabilir: Maden suyu bir ihtiyaç, soda ise bir tercihtir! Süt ile maden suyu karşılaştırıldığında her iki besinin de vücuda yararlı olan mineralleri benzer derecede içerdiği bilimsel olarak ortaya konmuştur.

Maden Suları Asit İçeriyor mu?
Gazlı içecek üretiminde çok özel proseslerle üretilen ve %99,9 saflıkta besin üretimi için özel karbondioksit gazı kullanılır. Halk arasında “asitli” denilen içeceklerde aslında karbondioksit gazı bulunmaktadır. Maden sularının yapısında doğal olarak bulunan bu gaz, dil ile temas ettiğinde geçici olarak tat algılayıcıları uyuşturduğu için içimi kolaylaştırmaktadır. O nedenle gazı kaçmış maden sularının kendine has karakteristik buruk, acımsı tadı ön plana çıkar.

Çocuklar veya Hamile Bayanlar Maden Suyu İçebilir mi?
Maden suyunun bilinen hiçbir zararı olmayıp, aksine vücuda sayısız yararları vardır. Büyüme çağındaki çocuklar kalsiyum, demir, çinko, florür gibi minerallere yetişkinlerden daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacı karşılamanın en iyi yolu, yeterli miktarda süt ve doğal suları tüketmekten geçmektedir. Maden suyunun içerdiği kalsiyum kemik yapısının, florür ise ağız ve diş sağlığının gelişmesi için son derece yararlıdır. Hamilelik, beslenmenin daha da ön plana çıktığı fizyolojik bir dönemdir. İnsan vücudu bebeği besleyebilmek ve gelişmesini sağlamak için normalden daha fazla besin, sıvı, vitamin ve minerale ihtiyaç duyar. Bu katkıyı doğal yoldan sağlayabilmek için, hamilelikte düzenli olarak maden suyu tüketimi tavsiye edilmektedir

Peki, Diyet Yaparken Maden Suyu İçilebilir mi?
Yukarıda da belirtildiği üzere maden suları içerdiği mineraller ve özellikle bikarbonat sayesinde sindirimi kolaylaştırıcı etki gösterir. Alkali yapılarından ötürü mide asitliğini nötralize eder ve dengeler. Böylelikle sindirim sistemine yararlı etkiler gösterir ve mideyi rahatlatır. Dolayısıyla zayıflama diyeti uygulayanlar için rahatlıkla önerilebilir. Sosyal aktivitelerde ve davetlerde hazır meyve suları, meşrubatlar veya alkollü içecekler yerine, enerji içermeyen en iyi seçenektir. Burada bir konunun altını çizmek gerekmektedir: Meyve aromalı maden sularının büyük çoğunluğunda rafine şeker kullanılmaktadır. Bu nedenle gazlı soğuk meşrubatlar gibi lezzetlidir. Ancak zayıflama programlarında ve şeker hastalığı gibi durumlarda rafine şeker tüketiminden kaçınmak gerekir. Formuna dikkat eden bireylerin ve şeker hastalarının, meyve aromalı maden sularında yapay tatlandırıcı ile hazırlanan alternatifleri tercih etmeleri gerekmektedir. Halkımızda etiket okuma alışkanlığı yok denecek kadar azdır. Genelde son kullanım tarihine bakılmaktadır. Halbuki “içindekiler” kısmı dikkatlice okunmalıdır. Aspartam ve Asesülfam K gibi yapay tatlandırıcı içeren meyve aromalı maden sularının tercih edilmesi rafine şeker alımını ortadan kaldırmak adına daha sağlıklı olacaktır.

Ülkemizde Maden Suyu Tüketimi Ne Durumdadır?
Ülkemizde 15 yaş ve üzerindeki yetişkinler ile yapılan bir araştırmaya göre, insanların %60’ının henüz maden suyu ile tanışmamış olduğu saptanmıştır. İçenlerin de %51’inin maden suyunu haftada bir veya daha seyrek tercih ettiği düşünülürse tüketimin ne denli düşük olduğu görülmektedir. Halbuki Avrupa’da kişi başına yılda 150 litre maden suyu tüketilirken bu oran Türkiye’de 3 litre civarındadır. Oluşumu için binlerce yıl gereken maden suları açısından, dünyanın en zengin mineralli ve yüksek debili kaynaklarına sahip olmamıza rağmen kaynaklarımızın %1’i şişelenmekte, %99’u boşa akıp gitmektedir. Maden sularının sahip olduğu bu değerler ön plana çıkarılırsa ülke ekonomisine bile katkıda bulunulabilir.

Peki Maden Suları Hangi Mineralleri İçerir?
Sağlık için gerekli biyokimyasal görevleri ile önem taşıyan, sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, kükürt ve klor başta olmak üzere demir, mangan, bakır, iyot, çinko, florür, krom, kadmiyum gibi mineralleri içeren maden suları daha çok tüketilirse çocukların boyları daha fazla uzayacak, dişleri ve kemik yapıları daha sağlam olacak, kadınların osteoporoz problemleri biraz olsun giderilecek, özellikle magnezyum eksikliğinin neden olduğu kardiyolojik birtakım rahatsızlıkların, genç yaşta ölümlerin önüne geçilebilecektir. Öte yandan, halk arasında yüksek tansiyonu olan bireyler tarafından maden sularının içilmesinin sakıncalı olduğu düşünülmektedir. Sodyum içerdikleri için maden suyu tüketiminden çekinmek veya vazgeçmek yanlış bir tutumdur. Doğru olan, sodyum alımı kısıtlanan kişilerin içtikleri maden sularındaki sodyum düzeylerine dikkat etmeleridir. Avrupa Su Yönetmeliği’nde litresinde 20 mg’dan az sodyum içeren sular “düşük sodyumlu sular” hatta Almanya’da “sodyumsuz (sodyumdan fakir) su” sınıfına girer. Ülkemizde bulunan maden sularının pek çoğu düşük sodyumludur. O nedenle endişe etmeden içilebilirler.

Kategori: Saglık Makaleleri | Yorum Yok »

Zoretanin ve kırmızı sivilce izleri

Ocak 3rd, 2009 by admin

Zoreatini yaklaşık 1 aydır kullanıyorsanız ve etkisini görmediyseniz aşağıdaki yazımızı okuyun.

Kişiden Kişiye değişir etki etme süresi .. fakat şu an etki ediyor bundan emin olmanı isterim .. şu an yüzündeki sivilcelerin çıkmasına neden olan yağ dokularını önemli ölçüde azaltıyor .. ondan yüzde kuruluk ve dudakta kuruluk olur .. bende 40 mg kullandım hala kullanıyorum 4 ay kullandım bu ayım 25 inde bitecek .. 2inci ay bitsin etkisini görürsün geneLde .. yani endişe yapma daha erken..izler ise son 1 veya 2 ay içinde kücülmeye başlayarak yok olur .. kahverengi lekeler kalır kırmızı lekeler tamamen geçer .. kahverengi lekeler ise zoretanin veya roaccutane tedavisi sonunda 3 lü tedavi ile tedavi edilebilir ..

Kategori: Cilt Sorunları | Yorum Yok »

Uyku Apnesi ve Horlama

Ocak 3rd, 2009 by admin

Uyku apnesi uykuda hava akımının 10 saniyeden daha fazla süreyle kesilmesi ile karakterize bir hastalıktır. Merkezi sinir sistemindeki bir problem nedeniyle (santral uyku apnesi) veya solunum yollarındaki bir tıkanıklık nedeniyle (obstrüktif uyku apnesi-OSA-) oluşabilir. Bazen de her iki durum birlikte olmaktadır. Bu hastalığın değerlendirilmesinde sadece solunumun durması (apne) değil aynı zamanda solunumun azalması (hipopne) da hesaba katılmalıdır.

Bulgular: Tipik olarak horlama, huzursuz uyuma, sabah dinlenemeden kalkma ve sabah baş ağrılarıdır. Bunun dışında hastalar gece rahat uyuyamadıkları için gündüz uyuklama hali ve uyuma isteği, çarpıntı ve hipertansiyon gibi dolaşım sistemi şikayetleri, sinirlilik, cinsel yetersizlik ve isteksizlik gibi yakınmalar da sıklıkla görülmektedir. Özellikle gündüz uyuma isteği hastanın sosyal yaşantısını etkilemekte ve otomobil kullanırken uykuya dalma tehlikeli sonuçlara neden olabilmektedir. Uyku bozukluğu sadece hastayı değil aynı zamanda yatağını paylaştığı eşini de rahatsız etmekte ve boşanma gibi sosyal sonuçlar doğurabilmektedir.

Muayene: Hastalar genellikle aşırı kilolu, kısa boyunlu ve altçenesi biraz geride kişilerdir. Başta burun olmak üzere solunum yollarındaki tıkanıklar çok iyi değerlendirilmelidir.

Testler: Polisomnografi (uyku testi) tanıda kullanılan önemli bir testtir. Bu testte hasta uykudayken beyin elektrografileri, EKG, göz hareketleri, kandaki oksijen düzeyleri ve hava girişleri devamlı kaydedilir. 5-8 saat süresince kaydedilen bu bulgular değerlendirmeye alınır. Eğer solunum durması ve hava akımı azalmaları (apne ve hipopneler) belli bir sayının üzerindeyse Uyku Apnesi tanısı konulur.

Tedavi :Öncelikle kilolu hastalarda kilo verme teşvik edilmelidir. Alkol ve kullanılan bazı sakinleştirici ilaçlar mutlaka kesilmelidir. Basit bu yöntemlerle tedavi sağlanamıyorsa ileri tedavilere geçilir.

CPAP: Bir maskeyle hastaya devamlı olarak basınçlı hava veren bir cihazın kullanılmasıdır. Bu tedaviyle hastaların büyük bir kısmı tedavi edilebilmektedir. Ancak kullanım zorluğu nedeniyle hastaların yarıya yakını cihaz kullanmayı bırakmaktadır.

CERRAHİ TEDAVİLER

Cerrahideki ilk adım solunum yolları tıkanıklığına neden olan burun problemlerinin (septum deviasyonu, konka hipertrofisi) düzeltilmesidir. Hastaların 1/3 ine yakını bu tedavilerden fayda görebilmektedir. Ancak şiddetli apne vakalarında farklı cerrahi teknikler uygulanmaktadır.

● Uvulupalatofaringoplasti: Damağın bir kısmının, bademciklerin ve küçük dilin çıkartıldığı tekniklere UPPP adı verilmektedir. Bu teknikle aşırı derecede yer kaplayan bölgeler küçültülür ve damağa bir gerginlik kazandırılır. Böylece bu bölgede havayolu genişliği arttırılır ve damağın aşırı hareketleri engellenir. Bu cerrahi laser veya radyofrekans yöntemiyle de yapılabilmektedir.

● Özellikle dilin aşırı büyük olduğu durumlarda dil köküne ve alt çene kemiğine yönelik cerrahi işlemler de gerektiğinde yapılabilmektedir. Bu cerrahi girişimlerde dilin arkaya doğru giderek havayolunu kapamasının engellenmesi amaçlanmaktadır. Bu cerrahi girişimler diğer tekniklerle birleştirildiğinde iyi sonuçlar alınmasına karşın yapılan ameliyatın diğerlerine göre daha büyük ve risklerinin fazla olması nedeniyle ancak seçilmiş vakalarda uygulanması düşünülebilir.

● Radyofrekans yöntemi ile damak gerilmesi ameliyatında damak dokusu içine girilerek özel bir aletle radyofrekans dalgaları damak içerisine verilir. Bu işlem sonucunda doku reaksiyonu olarak birkaç hafta içerisinde damakta bağ dokusu gelişerek damağın hacminde azalma ve gerilme ile horlamaya neden olan hareketlerinde bir azalma oluşur. Uygulanması basit olan bu yöntemde bazen 2-3 seans gerekmektedir. Başarı oranı %50 nin üzerinde olan bu yöntemde hasta uyumu oldukça iyidir. Ancak birkaç seans gerektirebilmesi, uzun dönemde etkisinin azalması ve uyku apnesi tedavisinde başarı olasılığının düşük olması dezavantajlarıdır.

● İlaç injeksiyonuyla damak gerilmesi (injection snoreplasty) girişiminde damak dokusu içine dokuları sertleştiren bir ilaç verilir. Radyofrekans yöntemiyle hemen hemen aynı sonuçları veren bu yöntemin avantajı daha kolay ve ucuz olmasıdır.

● Pillar damak implantı: En son olarak geliştirilen yöntemlerden biri olup kullanımı giderek yaygınlaşmakta ve büyük kabul görmektedir. Bu teknikle damak içerisine tıpta uzun süredir kullanılan ve doku ile uyumlu bir maddeden yapılan 3 adet çubuk yerleştirilerek damağın geriye düşmesi engellenir ve ve aşırı hareketleri azaltılır. Damağa konulan bu implantlar 6-8 hafta içerisinde doku ile bütünleşerek etkisini göstermeye başlar. Hekim için uygulaması çok kolay hasta için de oldukça basit bir girişimdir. Bu girişimden sonra hasta rahatsızlığı en alt düzeydedir. Sadece 1 kez uygulanmasının yeterli olması da büyük avantajdır. Uygulanması basit, hasta için zahmetsiz ve sonuçlarının hem basit horlama hem de uyku apnesi hastalarında iyi olması ve etkinin uzun dönemde de davam etmesi yanında diğer tekniklere göre gerektiğinde çıkartılarak eski haline dönüştürülebilme olanağının olması avantajlarıdır.

Kategori: Ağız ve Diş Sağlığı | Yorum Yok »

Bepanthen plus ve bepanthol

Ocak 3rd, 2009 by admin

bepanthene plus içersinde az miktarda antisepitk madde bulunduran hafif bir nemlendirici. bepanthol ise müstakil bir nemlendirici. sivilcede hiç işe yaramazlar.

Kategori: Sağlık Konuları | Yorum Yok »

Krampı Önlemek

Ocak 3rd, 2009 by admin

Kaslarımız yürüme, koşma gibi her türlü hareketi yapabilmesi için, iskelet sistemine en çok yardımcı olan, en önemli hareket sistemi organlarıdır. Vücudumuzun her yanı kaslarla kaplıdır. Kaslarımızın bazıları bizim isteğimiz ile çalışırken, bazıları ise bizim isteğimiz dışında çalışırlar. Bazen bir, bazen birden fazla kas demetinde birden görülebilen, kısa, bazı durumlarda 5-10 dakikaya varan istemsiz kasılmalara kramp ismi verilir. Kas krampları genellikle yoğun egzersizler ve dinlenme pozisyonlarında ortaya çıkar. Kas krampları; ani başlayan ve kişiye oldukça fazla acı veren kas kasılmalardır. Kramp giren uzvumuz oldukça gergin ve dokunmaya karşı bile aşırı duyarlıdır. Kramplar yoğun egzersiz esnasında veya sonrasında meydana gelebileceği gibi şeker hastaları, böbrek hastaları, kalp damar hastalığı olanlar ve gebeler de sıklıkla kramplardan şikayetçidir. Böbrek hastalarının krampları diğerlerine göre daha şiddetli olabilir. Kas kramplarında mineraller önemli yer teşkil eder.
Magnezyum, potasyum ve kalsiyum eksiklikleri kramplara zemin hazırlar. Kas krampları en çok kaval kemiğinin arkasında bulunan kaslarda meydana gelir. Rahatsızlık verici bir durum olan kramplar bazı durumlarda tehlikeli de olabilir. Özellikle yüzerken, su içerisinde meydana gelen kramplar, kişinin hareketlerinin kısıtlanması nedeniyle boğulmalara neden olabilir.

Kramplarda Neler Yapılabilir?

Eğer deniz ya da havuzda kramp girmiş ise yapılması gereken tek şey sakin olup, karaya doğru sırtüstü, kendinizi yormadan yüzmektir. Panik yapmanız en çok kendinize zarar verir. Eğer suyun içinde yanınızdaki kişiye kramp girdi ise siz suyun içinde arkadaşınızın bacağını ovalayarak ya da hafif vuruşlar yaparak rahatlatmaya çalışabilirsiniz. Krampların, kişiyi normalden daha fazla yorgun düşüreceği unutulmamalıdır. Bu nedenle krampta azalma olmuyorsa vakit kaybetmeden sırt üstü yüzerek karaya ulaşmaya çalışmak, yapılacak en doğru hareket olacaktır. Kas krampı geçiren birine yapılabilecek en iyi yardım, öncelikle yardım eden kişinin sakin olmasıdır. Gerilen kasları nedeniyle dokunmaya karşı bile aşırı duyarlı olan kişiye nazik ve sabırlı davranmak çok önemlidir. Bacağına kramp giren kişiye yardımcı olabileceğinizi söyleyin ve rahatlamasına yardımcı olun. Kıyıya ulaştığınızda hastayı düz bir zemine yatırın. Bir elinizle kramp girmiş ayağı diğer elinizle hastanın baldırını sıkıca kavrayın. Kramp giren ayağı yavaşça eski haline getirmeye çalışırken (yukarı doğru kaldırırken ) baldırına da hafifçe baskı uygulayın. Bu sayede bacak ile ayak arasında 90 derecelik bir açı oluşturmuş olacaksınız. Bir süre bu pozisyonda durduktan sonra hastanın ayağını ileri ve geriye yavaşça hareket ettirerek krampın azalmasına yardımcı olun.
Eğer sizin bacağınıza kramp girdi ise ve size yardım edecek biri yoksa ayağa kalkıp, ellerinizi sert bir yere dayayın. Kramp giren bacağınızı bükmeden geriye doğru kaldırabildiğiniz kadar kaldırın. Bir süre bacağınızı bu şekilde hareket ettirin. Diğer bacağınız ile de yaylanma hareketi yaparak kramp girmiş bacağınıza yardımcı olabilirsiniz.

Krampları önlemek için nelere dikkat etmeli?

Uyku dengesizliği, hava değişimi, stres, yorgunluk gibi faktörler, krampın ortaya çıkmasındaki en temel nedenlerdir. Kramplardan uzak durmak için aşırı sıcak günlerde sıvı tüketimimize önem vermeliyiz. Yaz günlerinde normalden daha hızlı sıvı kaybedeceğinizden, bu dönemlerde daha fazla su, ayran ve meyve suyu tüketilmelidir. Asla alkol alarak denize girmeyiniz. Alkol kramp riskini daha da artıracaktır. Tek başınıza kimseye haber vermeden denizde açılmayınız. Vücutta kramp giren bölgeye, pek çok kişinin uyguladığı germe veya iğne batırma, kıl çekme gibi yöntemler ise uzmanlar tarafından önerilmemektedir.

Kategori: Egzersiz | Yorum Yok »

Yürüyüşün faydaları

Ocak 3rd, 2009 by admin

Uzmanlara göre, her yürüyüş faydalı değil. Tempolu ve en az yarım saatten sonra devam ettirilen yürüyüşün daha faydalı olduğunu uzmanlar özellikle belirtiyor.

Uzmanlar, yürüyüşün faydalarını şöyle sıralıyorlar…

Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar

* Kilo vermek amacıyla naylon vb. gibi giysiler vücuda sarılmamalı.
* Sağlık sorunları olanlar ve 40 yaşın üstündekiler doktora görünmeden, yürüyüş programına başlamamalı.
* Diyabet, hipertansiyon ve diğer sistematik hastalığı bulunanlar sık sık doktor kontrolünden geçmeli.
* Ciddi bir yemek sonrası hızlı ve ağır yürüyüşler yapılmamalı.
* Yürüyüş öncesi ve sonrasında susuz kalmamaya dikkat etmeli.
* İnce tabanlı ve makosen ayakkabılar ile yürüyüş yapılmamalı.
* Çok sıcak havalarda ve saatlerde yürüyüşten kaçınmalı.
* Bir sıkıntı hissedildiğinde yürüyüşe inatla devam etmemeli.

Yürüyüşün 23 Faydası

* Yürüyüş, kan akımını ve kan damarlarının miktarını artırarak, dolaşımı iyileştirir, kalp-damar ve beynin damarsal hastalıkları riskini azaltır.
* Kalp kası dâhil, vücut kaslarını kuvvetlendirerek, daha etkin çalışmalarını sağlar.
* Her bir kasılmada kalbin pompaladığı kan miktarını artırarak, istirahattaki kalp atım sayısını (nabzı) azaltır.
* Egzersiz ve stres durumunda arteriel kan basıncında (tansiyonda) oluşan yükselmeyi azaltır. 5-Kan basıncını düzenler.
* Kalp kasının yan damarlardan da beslenmesini destekler. Böylece kalbin ana damarlarında oluşacak tıkanıklıkların vereceği zararı azaltır.
* Şişmanlık riskini azaltır.
* Sindirimi kolaylaştırır.
* Beyine oksijen sağlanmasını artırarak, zihinsel keskinlik ve yaratıcı düşünce potansiyelini yükseltir.
* Lenfatik dolaşıma yardımcı olur.
* Egzersiz sırasında ve sonrasında metabolizmayı uyarır.
* Solunumsal kapasiteyi ve aerobik gücü artırır.
* Büyümeyi ve travma sonrası toparlanmayı olumlu etkiler.
* Kan yağlarının (trigliserid) düzeyini düşürür.
* HDL/LDL (iyi huylu-kötü huylu kolestrol) dengesini düzenler.
* Koordinasyona olumlu etki yapar.
* Eklem ve kasların esnekliğini artırarak, bel ve boyun ağrılarını hafifletir.
* Kemiklerin sertleşmesini ve kuvvetlenmesini sağlar.
* Dayanıklılığı artırır.
* Yorgunluk duyumunu engeller.
* Uykusuzluğu azaltır, rahatlamaya yardımcı olur.
* Vücudun doğal keyif verici hormonu olan endorfinin salınımını artırır.
* Yaşlanma sürecini geciktirerek, genç bir görünüm sağlar.
* Moral, özgüven ve iyimserliği artırır.

Kategori: Egzersiz | Yorum Yok »

Powerball’ın faydaları

Aralık 26th, 2008 by admin

» PowerBall sağlıklı yaşam merkezlerinde (fitness center) çok tutulan, şiddetle önerilen ve avrupada birçok merkezde bulunan bir egzersiz aracıdır. Üretici firma size, daha önce hiç denemediğiniz bir seviyede başarılı ve tam randımanlı kol idmanı garantisi veriyor.

» En ağır dambılı kaldırabilecek güce sahip olabilirsiniz, ama PowerBall’u 30-40sn boyunca 12,000rpm hızın üzerinde çevirmek, kaldırabileceğiniz en ağır dambıldan kat kat daha fazla kas gücü ister ve bunu sağladığınızda inanılmaz ve kıyaslanamaz bir güce sahip olursunuz.

Yoğun ve Kapsamlı Kas Gelişimi yada Sadece Ağırlık Kaldırmak…

» Çevirme hızınıza bağlı olarak PowerBall, 1-40lbs arasında bir tepki kuvveti oluşturur. Kol ve omuzları, istenmeyen kas gelişimlerine sebep olmadan, şekle sokar. İyi bir sonuç için PowerBall’u günde yaklaşık 7 dakika 6000-8000rpm hızlarında çevirmelisiniz.

» 12,000rpm ve üzeri hızlarda çevirmek, kollara yeni bir karakter, dayanıklılık kazandırır ve 40lbs lik güçlü bir çekiş kuvveti oluşturacağından, el ve kol için iyi bir tutma, kontrol etme yeteneği sağlar. PowerBall’un içindeki top, bilgisayar kontrollü balansı sayesinde mükemmel bir stabiliteye sahiptir ve en yüksek dönüş hızlarında bile titreşime sebep olmaz. Siz sadece güçlü merkezkaç kuvvetini hissedersiniz ve bunu kontrol etmek için elinizi, kolunuzu, bileğinizi, omzunuzu, kaslarınızı kullanırsınız. Bu da sizin bu bölgelerdeki kaslarınızı kuvvetlendirir.

» PowerBall’da motor yoktur, dönüş hareketi tamamiyle dairesel bilek ve kol hareketiyle sağlanır. Bu hareket sayesinde PowerBall’un içerisindeki top döner, döndükçe de gücünüze güç katar. Klasik ağırlık kaldırma hareketinin aksine, sadece belli bir bölgedeki kas grubunu değil, hareketi sağlayan tüm kas gruplarının güçlenmesini sağlar ve bunun için günde 7 dakikalık egzersiz yeterli olur.

50 Farklı Dambıl Gücünde!

» PowerBall hemen hemen sınırsız bir direnç dağılımına sahiptir. Dönüş hızına bağlı olarak 1-40lbs arasında bir kuvvet gerektirir, bu da yaklaşık 50 farklı dambıl demektir.

» Ofiste, işte, evde, sıkışık trafikte, trende, vapurda, kısacası heryerde herzaman kullanabilirsiniz. 7 Dakikalık boş bir zaman diliminde, size güçlü ve sağlıklı bilek, kol ve omuz sağlar.

Kategori: Alternatif Tedavi | Yorum Yok »

Vitaminlerin Yararları Kadar Zararları da var

Ekim 23rd, 2008 by admin

Yararları kadar zararları da var

Yağ oranı düşük balık, iyi kalite protein kaynağı yumurta ve antioksidan deposu kahveyi tüketirken zararlarını göz ardı etmemeliyiz

BALIK
Yağ oranı düşük olan balık hayvansal proteinin önemli bir kaynağıdır. Balık yüksek kaliteli protein, omega 3, omega 6, vitamin ve mineral içermesi açısından besin değeri yüksek bir besindir. Kalp sağlığı üzerine koruyucu etki göstererek, kötü huylu kolesterolün azalmasını, iyi huylu kolesterolün artmasını sağlayan, bu sayede kan damarlarının tıkanmasını önleyerek dolaşımın akışkanlığını devam ettiren omega 3 yağ asitleri yönünden zengin olan balığın bu etkileri konuyla ilgili çok sayıdaki araştırmayla da desteklenmektedir.
Omega 3 yağ asitlerinin sağlık üzerine bir diğer etkisi kansere karşı koruyucu kalkan işlevi görmesidir. Özellikle göğüs, prostat ve kolon kanserinde omega 3′ün yararlı olduğu bilinmektedir. Balığın özellikle çocuklarda zekâyı geliştirici özelliği vardır. Düzenli olarak omega-3 bakımından zengin besinler tüketenlerde beyin yaşlanması daha da yavaşlar.
Peki balığın vücuda verebileceği zararlar olabilir mi? Evet, maalesef günümüzde çevresel kirlenmeler nedeniyle yediğimiz balıklar da beyin hasarına neden olan cıva ve “poliklorine bifeniller” (PCBs) ile kirlenmiş durumdadır. Özellikle çocukların, doğurganlık çağındaki kadınların, gebe ve emziklilerin ağır bir metal olan civayı almaları, beyin gelişimlerini olumsuz etkileyebileceği için, yüksek cıva içeren balık tüketimlerini kısıtlamaları gerekir. Bu nedenle kılıçbalığı, kiremitbalığı, uskumru gibi cıva ile kirlenme oranı yüksek olan balıklar tüketim açısından tercih edilmemelidir.

KAHVE
Son çalışmalarda kahvenin siroza ve diyabete karşı koruduğu görüşü yer almaktadır. Yine çalışmalarda kahvenin en genel antioksidan kaynağı olduğu, mutasyona uğramış gen taşıyan bireylerin meme kanseri risklerini azalttığı bulunmuştur. Hafızayı artırabileceği kanıtlanmıştır.
Kahve tüketimi düşük riskini artırabileceği için hamileyken kahve tüketilmemelidir. Kafein uykusuzluğa, mide ekşimesine ve reflüye neden olabilir. Eğer kahve tüketmeyi seviyorsanız, günlük maksimum 4 fincanla sınırlandırın; ancak eğer kafeinle ilgili problemli genlere sahipseniz günlük 1 fincanı geçmeyin.

YUMURTA
Yumurta iyi kalite protein kaynağı olan, yapısında kolin (özellikle hafıza kaybına karşı koruyucu etkisi bulunur), lutein ve zeaksantin (gözü katarakt ve maküler dejenerasyona karşı koruyan karotenoidlerdir) gibi esansiyel aminoasitleri içeren önemli bir besindir. Ancak orta boy bir yumurtada ise 187 mg kolesterol bulunur. Önerilerde herhangi bir hastalığı bulunmayan bireylere günlük olarak kolesterol takibini yaptıkları sürece 1 adet yumurta tüketebilecekleri; ancak önemli hastalığa sahip olanların, kalp hastalıklarının oluşmasını engellemek için tükettikleri yumurtayı haftada bire düşürmeleri gerektiği belirtilmektedir.

Kategori: Sağlıklı Yaşam | Yorum Yok »

« Önceki Yazılar

 
sağlık kadın Oyun Oyna Oynasak